Yaşanan kriz nedeniyle Türkiye’deki sigorta şirketlerinin reasürans anlaşmalarının tehlikeye girdi.
Küresel kriz ile birlikte, tüketicilerin satın alma alışkanlıkları yeniden şekillenirken, ithalat ve ihracat azalıyor. Diğer taraftan yatırımlar yavaşlıyor, inşaat sektöründe projeler erteleniyor. Sigortacılığın faaliyet gösterdiği her alanda bir yavaşlama gözlemleniyor. Ekonomideki her türlü dalgalanmayı direkt hissetmenin yanı sıra sektörler üzerindeki olumlu ya da olumsuz gelişmeleri de bilançolarına yansıtıyor.
Başta otomotiv sektörü olmak üzere ekonomide yaşanan daralmanın sigorta pazarını da daraltmasına neden oldu. Dünya sigortacılığında yaşanan sorunların Türkiye için söz konusu değil. Türkiye sigorta endüstrisi bankacılıkta olduğu gibi çok iyi korunmuş, hazırlanan kanun ve yönetmelikler, sigorta sektörünü ciddi anlamda disiplin içinde çalışan bir mekanizma haline getirmiştir. Bunun yanında sigorta sektörünün risk iştahı artarak bir takım uygun olmayan işlere girmiyor. İngiltere’de kişi başına prim üretimi 6 bin dolar iken Türkiye’de bu rakam 118 dolar. Aynı şekilde prim üretiminin gayri safi yurtiçi hasıla içindeki payı Batı Avrupa ülkelerinde yüzde 10’un üzerinde iken bu oran ülkemizde yüzde 1,3. Bu oranlar, sigorta sektörünün büyüme potansiyeli gösteriyor.
Sigorta şirketleri iflas etmesi iki sebepten olabilir. Ya kötü yönetimden ya da piyasa şartlarından dolayı zor duruma düşerler. AIG gibi küresel bir güç niye iflas eşliğine geldi? Birincisi, elindeki fonları riskli yatırım alanlarına yönlendirmesi. İkincisi ise, AIG’nin finans sigortası dedikleri, fonlara yatırılan paralara sigorta güvencesi vermesi. AIG birçok şirketin tahvillerini sigortalamıştı, eğer bu şirketin iflasına göz yumulsaydı, bir domino etkisiyle dünyada büyük bir karışıklık meydana gelebilirdi. Ayrıca AIG’nin bazı ülkelerde milyonlarca müşterisi var. Bu bakımdan bu şirketin iflası küresel bir hal alabilirdi. ABD kökenli şirketlerin cirolarının aşağı yukarı yüzde 70’ine yakını hayat sigortacılığından gelir. Bazıları da, Allianz da olduğu gibi bankaları bünyesinde barındırıyor. ABD’de hayat sigorta fonların toplamı 10 milyar doların çok üzerinde ve ABD’nin Gayri Safi Milli Hasılası’nın (GSMH) neredeyse yüzde 80’ine karşılık geliyor. Bu yüzden de hayat sigorta şirketleri ya bankaların sahipleri ya da büyük ortakları. Ellerindeki fonlarla da her yeri yönetebiliyorlar.ABD’de sigorta satıcılar ‘hayat sigortası yaptırın, size 20 yıl sonra 10 milyon dolar vereceğiz’ diyorlar. Karşılığında ise öyle yıllarca ödenecek bir prim de da istemiyorlar. İstedikleri sadece 2 milyon dolarlık ev ipoteği. Bir de bazı şartları var. Sigara içiyor olmamanız ve önemli bir rahatsızlığınız bulunmaması. Amerika’da birçok kişi böyle hayat sigortası yaptırıyor. Size de 10 milyon dolarlık sadece vefat riskini içeren bir poliçe veriyorlar. Şirketler de bu topladıkları ipoteklerle bankalardan düşük faizli kredi alıp, yüksek faiz veren ülkelere ve fonlara bu paraları yatırıyorlar. Sistem böyle işliyor. Yani, ortada dönen bir para yok. İşte o yüzden zincir bir yerde kırıldı mı, arka arkaya iflaslar geldi.
Bu tür krizler sigorta şirketlerinin bir ölçüde işine bile yarıyor. Kriz ortamında faizler yükseliyor ve sigorta şirketleri de faizden para kazanıp, mali karlarını artırıyor
Türkiye’deki kanunlar böyle durumlara izin vermiyor. Şirketlerin sigortalılardan topladıkları paraları bile yatıracakları alanlar kanunlarla sınırlandırılmış durumda. Ve bu kanunlar, sigortalıların birikimlerinin çok az bir miktarının döviz, borsa gibi riskli alanlarda değerlendirilmesine imkan tanıyor. Türkiye’de böylesine bir çöküş ihtimali çok düşük çünkü ABD’de doğal ve yaygın bir hizmet olan tahvil sigortacılığı burada mevcut değil. Türkiye’ye baktığımızda, sektör tarihinde ilk kez geçen yıl son 10 senedir yüzde 15’in altında bir büyüme gösterdi ve ilk defa enflasyon oranının altında büyüdü. Dolayısıyla reel olarak küçüldü. Toplam prim hacmi aşağı yukarı 11 milyar TL değerinde; 12 milyar Türk Lirası değerinde bir prim hacmi söz konusu. Türk sigorta şirketleri yatırımlarını riskli alanlara yapmıyorlar. Ağırlıklı devlet tahvili, hazine bonosuna yöneliyorlar. Türkiye’deki sigorta şirketleri sattıkları poliçeler karşılığında prim alıyorlar ve bu primleri de bir havuzda topluyorlar. Toplanan bu paraların bir kısmı ile kendilerine yurtdışından reasürans koruması satın alıyorlar yani, dünyanın büyük reasürans şirketlerine kendilerini sigortalatıyorlar, böylece risksiz yatırım alanlarında değerlendiriyorlar. Küçük hasarları kendi ödüyorlar, büyük hasarları ise yurtdışındaki reasürans şirketleri karşılıyor. Sistem böyle işliyor.
2008/2009 ilk dönemleri karşılaştırıldığında kredi sigortalarına olan talebin arttığı gözleniyor. Montaj ve elektronik cihaz sigortalarındaki artış devam ederken 2008 ilk çeyrek verileri ile karşılaştırıldığında inşaat sigorta poliçelerinde yüzde 50’ ye varan bir düşüş gerçekleşmiştir.
Reasürans pazarı daraldı
Reasürans anlaşması olmadan sigorta şirketleri faaliyet gösteremezler. Sigorta şirketleri de yaptıkları sigortalar karşısında hasar ödeyebilmek için kendilerini reasürans şirketlerine sigortalatmak zorundalar. Dünyada sigorta pazarında oluşan tüm hasarları reasürans şirketleri ödüyor. Dünya reasürans kapasitesinin 120 milyar doların üzerinde olduğunu ve kriz dolayısıyla reasürans şirketlerinin bu kapasiteyi karşılayamadı, çünkü mali durumları artık buna müsait değil. Çünkü birçok reasürans şirketi Subprime Mortgage’in konu olduğu fonlara yatırım yaptılar. Bu fonlar kaybedince Amerika’daki şirketler ile birlikte Münih Reasürans, Swiss Reasürans gibi Avrupa’nın büyük şirketleri de büyük zarara uğradılar. O nedenle de reasürans kapasitelerini düşürdüler. Kalanlar da daha ağır şartlarda reasürans yapma durumundalar. Çünkü daha çok paraya ihtiyaçları var, kâr etmek zorundalar. Bu bakımdan dünya reasürans pazarında daralma yaşandığı gibi fiyatlar da yukarı çıktı. Türkiye’nin yurtdışından yıllık 10 milyar doların üzerinde bir reasürans teminatı alıyor. Bunun çoğu da deprem teminatıymış ve esas Türkiye’de reasürans teminatı, depreme bağlı. Bu deprem teminatının yüzde 30’u da İstanbul için alınıyor. Ve Türk şirketleri de ağırlıklı Avrupa’daki reasürans şirketleri ile çalışıyorlar. Ancak bugünlerde reasürans şirketleri kriz nedeniyle şartları ağırlaştırıyor. O yüzden de Türkiye’deki sigorta şirketleri bugünler sıkıntı içinde. Türkiye pazarı için de reasürans kapasitesinin azaldı. Yaşanan kriz nedeniyle Türkiye’deki sigorta şirketlerinin reasürans anlaşmalarının tehlikeye girdi. Çünkü bundan sonra reasürans teminatı artık pahalı olacak. Türkiye’ye reasürans kapasitesi veren şirketlerin sayısı 15’i geçmiyor. Ve çok büyük kapasite alan bir ülke de değiliz. Dolayısıyla sigorta şirketleri ağırlaşan bu şartları eninde sonunda kabul etmek zorunda kalacak.
Küresel kriz ve Türk ekonomisindeki daralma sigorta sektörünü de olumsuz etkiliyor. Yılın ilk 2 aylık döneminde, toplam 53 şirket arasında 27 şirketin prim üretimi geçen yılın aynı dönemine göre azaldı.
Küresel finansal kriz ve Türk ekonomisindeki daralma, sigorta sektörü üzerindeki etkisini de açıkça hissettirmeye başladı. 2008 yılında prim üretimi yüzde 7,71 artan sektör, enflasyonun yüzde 10,6 olduğu dikkate alındığında reel olarak yüzde 2,3 küçüldü. Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliği’nin (TSRŞB) açıkladığı verilere göre, Ocak-Şubat 2009 döneminde hayat ve hayat dışı dahil toplam 2 milyar 220.4 milyon TL prim üretimi gerçekleştiren sektörün üretimi 2008’in aynı dönemine göre yüzde 0,03 azaldı.
Türk şirketler sigortacılıktan çıkması yanlıştı
Allianz, Generalli, AIG, Aviva veya eski adıyla Commercial Union gibi şirketler var. Ancak 2006 senesinde Türkiye’de güçlü bir yabancı satınalım dalgası yaşandı. Yaklaşık birkaç milyon Türk Lirası kârı olan bir sigorta şirketine 500 milyon dolara yakın bir bedel ödendi. Sigortacılık sektörü, son dönemde uluslararası yatırımcıların en çok ilgi gösterdiği alanların başında geliyor. Ancak kriz dolayısıyla hem alıcılar hem de satıcılar şirket satınalımlarını durdurdu. Gelecek dönemde 2010 ile birlikte bu şirketlerin satışı yeniden gündeme gelebilir. Yabancı oyuncuların pazar payı kısaca son dönemde yüzde 80’lere ulaştı. Sigorta sektörünün özkaynak kârlılığı 2002’lerde yüzde 20’ler seviyesindeyken 2006’da bu oran yüzde 3.5 ile 5 arası seyrediyor. Türk sermayedarı böylesine düşük kârlılığı olan bir sektörden geçinemediği için, başka sektörlere yönelmeyi tercih etti. Özellikle gayrimenkul ve enerji yatırımları da bunu takip etti. Sigorta sektörünün çok stratejik bir konumu var. Forbes listesine göre, ciro yüksekliği itibariyle 2000 en büyük kuruluş içinde sigorta sektörü; petrol, doğalgaz, bankacılık ve tüketim maddelerinden sonra 1.6 katrilyon dolarla dünyanın en büyük dördüncü büyük sektörü. Bu anlamda sigortacılık, perakendecilikten, kamu hizmetlerinden, telekomdan, sağlıktan, kimyadan, otel ve turizm işletmeciliğinden çok daha büyük bir ciroya sahip.







Genç yıldız evlilik planları yaptığı Sinem Kobal'ın İngiltere'de
yaşamak istemesi, Liverpool un da diretmesiyle ayrılık kararı aldı.
Çocuklarının, internette güvenle gezmesini isteyen anne babalar; Google size kulak verdi
Google, güvenli arama özellikleri arttırıyor
Acıbadem Bursa Hastanesi Sanat Galerisi, Engin Güneysu'nun '200 Evler'
isimli fotoğraf sergisini ağırlıyor. Samsun'daki Romanların hayatlarını
konu alan seren sergi, Karadeniz bölgesindeki en geniş kapsamlı
sosyo-belgesel fotoğraf projesi olma özelliğini taşıyor. 