Buradasınız: EKONOMİ MAKRO EKONOMİ İşte çiftçiliğin bittiği an!

İşte çiftçiliğin bittiği an!

e-Posta Yazdır PDF


Tarım, insanların beslenme gibi temel ihtiyaçlarının giderilmesi için ‘olmazsa olmaz’ stratejik bir sektördür.

Krizden bazı sektörlerde çok az yara alırken tarım sektörünü çıkmaza soktu. Yandım diye feryat eden çiftçileri duyan yok. Genel bütçenin ancak yüzde 0,49’luk bölümünü tarıma destek için ayıran hükümet bu tutumuyla tarımın önemini kavramadığını, çiftçileri/köylüleri gözden çıkardığını iyiden iyiye belli etti. Alınan bu karar ile çiftçiler üretemeyecek hale gelerek sefalete mahkum edildi.

Son onbeş yılda Türkiye’de 3 büyük kriz yaşandı. bu krizlerden en çok etkilenen işçi ve çiftçi oldu. Aslında tarım, çiftçilerin ve köylülerin geçim kaynağı olduğu kadar, insanların beslenme, giyinme ve iş edinebilme gibi temel ihtiyaçlarının giderilmesi için ‘olmazsa olmaz’ stratejik bir sektördür.


Tarım Kanunu’nun 21. maddesi: ‘Tarımsal destekleme programlarının finansmanı, bütçe kaynaklarından ve dış kaynaklardan sağlanır. Bütçeden ayrılacak kaynak, gayri safi milli hâsılanın yüzde birinden az olamaz’ diyor.  Oysa hükümet 2009 yılı bütçesi için tarımsal destek olarak sadece 5,5 milyar TL ayırdı. Yani hükümetin uygun gördüğü tarımsal destek miktarının milli gelire oranı  yüzde 0,49 (binde 49). Bu da kanunla belirlenmiş olan yüzde 1’in yarısı bile etmiyor.  Hükümet kendi çıkardığı Tarım Kanunu’nu uygulasaydı, tarıma ayrılan destek en az 11 milyar YTL olacaktı. Genel bütçeden bu miktarda bir desteği ayırıp ödemeyen hükümet göz göre göre halkın temel gıda ihtiyacını karşılamayı riske ediyor, köyde iş güç sahibi olan yurttaşını işsizliğe mahkûm ediyor anlamına geliyor. Çiftçilerimiz, 2009 sonuna kadar toprak işleme, ekim, ilaçlama, sulama, hasat, nakliye vb. işlerinde kullanacağı mazota yaklaşık 9 milyar 500 milyon TL ödeyecektir. Bunun 1 milyar 72 milyon TL’si KDV, yaklaşık 3 milyar 400 milyon TL’ si ise ÖTV’dir. Görüldüğü gibi, hükümetin tüm tarım (hayvan yetiştiricileri ve bitkisel üretim) için genel bütçeden ayırdığı miktar hemen hemen çiftçilerin üretim yaparken kullandığı mazot karşılığında devlete ödediği vergi kadardır. Kısacası, devlet mazot alırken ödediğimiz vergiyi bize destek diye geri veriyor.

5 yılda 2 milyon çiftçi tarımdan koptu

Türkiye gerek coğrafi, gerekse iklim göstergeleri açısından çok çeşitli tarım ürünlerinin yetiştirilmesine uygun bir ülke. Ancak uygulanan yanlış politikalar bir yandan çiftçiyi tarımdan uzaklaştırırken öte yandan da ihracat kısıtlanıyor, üstelik ithalat yoluyla döviz kaybediliyor. Son 5 yılda ekiminden vazgeçilen tarım arazisi 1 milyon hektarı geçti; tarımdan kopan çiftçilerin sayısı ise 2 milyona ulaştı. Hava koşulları yine tarımda belirleyici unsur olma özelliğini sürdürüyor. Kuraklık üretimi düşürürken, seyirci kalınarak sonuçlarına katlanılıyor. 2007 yılı bütününde tarım ürünleri ihracatı 3 milyar 724 milyon dolar, buna karşılık ithalatsa 4 milyar 640 milyon dolardı; dış ticaret açığı 916 milyon dolar olarak gerçekleşmişti. Tarım sektörü geçen yıl yaşanan kuraklığın zararını atlatamadan bu yıl da ekonomik krizle sarsıldı. Üretici girdi maliyetlerindeki artış nedeniyle ürününü zararına satarken, tüccar ve ihracatçı ise krizin etkisi ile düşen talep nedeniyle aldığı ürünü daha düşük fiyattan satmak zorunda kaldığı için büyük zarara uğradı. Bir yılda yüzde 150′yi aşan gübre fiyatlarındaki artış nedeniyle çiftçi gübre alamadı. Gübre kullanımı yüzde 40-50 oranında azaldı. Girdi fiyatlarındaki artış yüzde 100′e ulaştı. İhracat azalırken, ithalat arttı.
 

 Yasa var ama uygulayan yok

Günün şartlarına uygun hale getirilerek yürürlüğe konulan ‘3285 Sayılı Hayvan Sağlığı Zabıtası Kanununa” ve bu kanuna bağlı olarak yayınlanarak yürürlüğe giren ‘3285 Sayılı hayvan Sağlığı Zabıtası Yönetmeliği’ ve bunlara ilave olarak yayınlanan çeşitli ‘talimat’ hükümleri neden uygulanmıyor? Neden vatandaş hayvanını tuberküloz gibi önemli tazminatlı hastalıklar yönünden test yaptırmak istediğinde yasalara rağmen dilekçesinin altına hastalık çıkması halinde tazminat talebinde bulunmayacağım şeklinde bir ibare ilave ettirilip ondan sonra hastalık için laboratuar testine izin veriliyor?

TÜİK'in açıkladığı dış ticaret verilerine göre; 2008'de tarım ürünleri ithalatı 6,4 milyar, dış ticaret açığıysa 2,5 milyar dolara ulaştı. Bu, 85 yıllık cumhuriyet tarihinin rekoru.

Çiftçi sanayiciden gelen bu faturayı kime kesecek?

Çiftçinin birilerine fatura kemesi bir yana ödediği faturalar kabardıkça kabarıyor. Uzmanlar, ‘1 kilo çiğ süt ile 2 kilo yem alamayan çiftçinin kar etmesi mümkün değil’ diyor. Fakat, 1 kilo süt ile 1 kilo yem bile alınamıyor. Diğer girdileri de hesaba katarsanız, çiftçinin üretimi sürdürmesi mümkün değil. Bu nedenle yaşadığı sıkıntıların faturasını kesemeyen çiftçi, hayvanını kesime götürüyor. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, Türkiye’ye 2008’in ilk 9 aylık dönemde 34 milyon 100 bin dolar karşılığında 8 bin 892 ton süt tozu, 74 milyon 700 bin dolar ödeyerek 43 bin ton buzağı maması ithal etti. Türkiye’de çiftçi sütünü satamazken süt tozu, buzağı maması ithalatı ile dışarıdaki üretici çok iyi destekleniyor. Türkiye’nin hayvancılık politikasını bundan daha iyi özetleyecek bir  tablo var mı?
 

Katkı maddelere yeşil ışık

23964 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Çiğ Süt ve Isıl İşlem Görmüş İçme Sütleri Tebliği’nde çiğ sütün bileşiminde yağsız kuru madde zorunluluğu bulunmaktaydı. Ancak, 22 Ağustos 2006 tarih ve 26267 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan mevcut tebliğdeki değişiklik ile çiğ sütteki yağsız kuru madde zorunluluğu kaldırıldı. 3 Eylül 2001 tarihli 24512 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Fermente Sütler Tebliği’nde yoğurt bileşimindeki süt proteini için ağırlıkça en az yüzde 4, yağsız kuru madde için ağırlıkça en az yüzde 12 olması zorunluluğu getirilmişti. Ancak, 16 Şubat 2009 tarihli 27143 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan ilgili tebliğ değişikliğinde, yoğurtta bulunması zorunlu olan süt proteini oranı ağırlıkça yüzde 4’den yüzde 3’e düşürüldü. Uzmanların görüşlerine göre, Bu tebliğlerde yapılan değişikliklerle çiğ sütün sulandırılmasının ve doğal yoğurtta kullanımı yasak olan katkıların kullanılmasının yolu açılarak, firmalara hile yapma ve daha çok kâr yapma olanağı sağlandı. Ayrıca Dünya Sağlık Örgütü ve Dünya Tarım Örgütü’nün belirlediği standardın altına düşerek çiğ sütte ve yoğurtta yağsız kuru madde zorunluluğunu kaldırırken, besin değerinin ve kalitesinin düşmesine, sağlık açısından risk ve tehlike oluşturabilecek katkı maddelerinin kullanılmasına yol açacağını uyarısında bulunuyorlar.

Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK) tarafından açıklanan son verilere göre, Tarım ülkesi olan ve hayvancılıkla da uğraşılan Türkiye"de, 2009 yılın ilk altı aylık döneminde, 2008"in ilk 6 aylık dönemine göre, et ve sakatat ithali yüzde 555.9 arttı.

Doğu'da hayvancılık kan kaybediyor

Türkiye'nin et ambarı olarak değerlendirilen Doğu'da, uygulanan yanlış politikalar sonucu koyun varlığı önemli ölçüde azalırken, sığır varlığında da uzun bir dönemdir artış yaşanmıyor.

Erzurum’da 1995’te 1 milyon 382 bin 330 olan koyun sayısının 2008 sonu itibariyle 540 binlere kadar düştü. Yaklaşık 25 yıl önce büyük ve küçükbaş hayvan yetiştiriciliği ve kesimiyle Türkiye’nin yanı sıra Ortadoğu’yu da besleyen Erzurum’un düşünülmeden yapılan ithalat politikaları sonucu zaman içerisinde et ithal eder hale geldi. Üretim fiyatlarındaki artış etin maliyetini yükseltti. Buna karşılık satış fiyatının düşük olması nedeniyle kâr edemeyen üretici, zaman içerisinde bu işi yapamaz hale geldi. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve Tarım İl Müdürlüğü verilerine göre 2001’de 850 bin olan koyun sayısının 2008’de 550 bine geriledi. Türkiye’deki mera varlığının yüzde 14’ü, hayvan sayısının ise yüzde 5’inin Erzurum’da bulunuyor. Ayrıca Erzurum ve Kars’tan yayladan inen hayvanların büyük çoğunluğu ucuza alınıp batıda yüksek fiyatlarla satılması da üreticinin para kazanmasını engelliyor. Sütün kilosunu 50 kuruştan satan üretici, üretim yapmaktan vazgeçiyor.
 

Türkiye'de 1982’de yaklaşık 1 milyon olan manda sayısı, günümüzde 90 bine kadar düştü

Bugün İthal hayvancılığa dayalı hale gelen büyükbaş hayvancılık, dışa bağımlı duruma geldi. Yerli ırklar yok olmak üzeredir. AB sevdasına rağmen, AB'ye girişte rekabet edilebilecek üretim tarzı ortaya konamıyor. AB ile rekabette küçük baş hayvancılık konusunda Türkiye daha avantajlı olabilecek iken, küçükbaş hayvan varlığı gün geçtikçe azalıyor. Yerli değerimiz olan ‘Ankara Keçisi’ bile Güney Afrika'dan getirilebilir oldu. Doğu Anadolu Bölgesi’nin en büyük kenti Erzurum’da 1995’de 1 milyon 382 bin 330 olan koyun sayısı, 2008’de ise 550 binde kaldı.

Yıllara Göre Tarım Ürünleri Dış Ticareti*

YılİhracatİthalatDenge
19962.1532.166-13
19972.3542.417-63
19982.3572.125232
19992.0581.649409
20001.6592.123-464
20011.9761.409567
20021.7541.70351
20032.1212.535-414
20042.5422.757-215
20053.3292.801528
20063.4812.902579
20073.7254.641-916
20083.9286.392-2.464

* Uluslararası Standart Sanayi Sınıflamasına (USSS, 3. Rev) göre, Milyon dolar

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile