Buradasınız: HABERLER GÜNDEM Yoksulluğun ismi kadındır

Yoksulluğun ismi kadındır

Türkiye’de çalışan 6 milyona yakın kadının yarıya yakını kırsal kesimde, ücretsiz aile işçisidir.

Ekonomik kriz dönemlerinde ilk önce işten çıkartılanların kadınlar olduğu unutuluyor, çünkü eve ekmek getiren esas olarak erkektir diye kabul edilmiş ve bu kabul hiç sorgulanmıyor. Sendikalarda ve işyerlerinde, kullanılan dil, yapılan şakalar, görev dağılımına, toplantılara, eylemlere kadar uzanan günlük pratik, eşitsiz ve hiyerarşik bir alt üst ilişkisidir. Erkek egemenliği her koşulda kadını eziyor, ikincilleştiriyor, emeğini değersizleştiriyor. 

Bulaşık, çamaşır,  temizlik, yemek… İkinci sınıf insan, en çok susması gereken varlık, en çok yapması gereken çocuk. Evet burası Türkiye. Yolda kısa etekle değil normal etekle bile rahatça dolaşamayan, çocuk yaşta evlendirilip erken yaşta anne olması beklenen varlık sadece. Dövülen, cinsel istismara uğrayan, söz hakkı tanınmayan bu insanlar Türkiye’de yaşamaya çalışıyorlar. Dünyaya geliş amaçları sadece çocuk doğurmak ve ev işi yapmakmış gibi gösteriliyorlar. Susuyorlar, ses çıkarmıyorlar. Şiddet gören çoğu kadın bunu hak ettiğini düşünüyor. Eşini haklı buluyor. Oysa ki fiziksel şiddet insanlık dışı bir unsurdur. Cinsel istismara uğramış bir kadının ailesine bakın, ilk söz ‘kadın kuyruk sallamazsa erkek gelmez’ düşüncesi ülkemizde hâlâ hakim. Çalışırken evlenip işi bırakanlar, evlenip başörtü takmaya başlayanlar hepsi kabul etmiş ataerkil toplum düzenini. Hepsi kabul etmiş en doğru şeyi erkeklerin söyleyeceğini. Oysa kendileri de söyleyebilir, düşüncelerini savunabilirler. Bir ülke sadece erkeklerin çalışmasıyla hiçbir yere gitmez. Kadınlarda erkeklerin yaptığı bütün işleri yapabilir, konuşabilir. Eğitim seviyesinin, bakış açısının değişmesi gerekiyor. Kadını hizmetçi yerine koymamak, onun da bir insan olduğunu ve eşit haklara sahip olduğunu hatırlamak gerekiyor.

Eğitim seviyesinin, bakış açısının değişmesi gerekiyor. Kadını hizmetçi yerine koymamak, onun da bir insan olduğunu ve eşit haklara sahip olduğunu hatırlamak gerekiyor. Kadınlar susmamalı, kendini geliştirmeli, ikinci sınıf insanlığı kabul etmemeli

Görünmeyen emek

Kadınların bir kısmı kamuda, şimdilik güvenceli ve iyi çalışma koşullarında; geri kalanı ise sosyal/kişisel hizmetlerde, yani yaşlı, çocuk, ev bakımı gibi ‘görünmeyen emek’ olarak adlandırılan ‘kadın işleri’nde; sigortasız, güvencesiz ve kötü iş koşullarında, dediğimiz kategoride çalışıyorlar. Kadın emeğinin çoğunlukta olduğu hizmetler sektörü,  memurlar dışında örgütsüz.  Kadınlar zaten emek piyasasında pek yok Türkiye’de.
Kentlerde her 5 kadından biri ya çalışıyor ya da çalışabilir durumdayken işsiz, çalışan kadınların yarıya yakını kocasının, babasının küçük aile lokantasında, tarlasında, işyerinde  çalışıp duruyor, ama ücret almıyor. Kırsal kesimde her 3 kadından biri ya çalışıyor ya işsiz; ama ücret almadan yani tarlada, bağda çalışıyor. Çünkü kadın emeği görünmeyen emek, kocasının, babasının, yani bir erkeğin kontrolündedir. Yaygın anlayış, ‘zaten evde yaptığı ev işi, çocuk bakımı, yaşlı bakımı gibi işlerin aynısını yaptığı için bir de ücret mi alacak? Bu işler iş değil zaten, kadının doğal, biyolojik görevi, erkeğin görevi de eve para getirmek’ anlayışıdır.

Kadın ücretli olarak çalıştığında da bu geçici bir şey, aileye ilave bir gelir olarak kabul ediliyor. Kadının toplumsal cinsiyete dayalı işbölümüne göre görevi temel olarak eş ve anne olmak olarak doğallaştırılmıştır.  Yüzde 41 oranında ücretli çalışan kadın emekçilerin büyük kısmı aynı iş için erkeklerden daha az ücret alıyorlar. Temizlik, bulaşık, yaşlı ve çocuk bakımı gibi yıldırıcı işlerde güvencesiz çalışıyor, cinsel tacize uğruyorlar, ama bu konu tabu olduğu için su yüzüne çıkmıyor. Lise-üniversite mezunu, meslek sahibi, iyi işlerde çalışan kadınlar da var kuşkusuz; ancak eğitimli kadınlar görünmez engellere karşılaşıyorlar, ara kademe ve üst düzey yönetici olamıyorlar; çünkü ‘yönetici erkek olur’ kabulü var. Hamilelik ve doğum izni kullandıkları için ya işten atılıyorlar, terfi edemiyorlar ya da yurt dışı eğitime gönderilmiyorlar. Ama daha da çarpıcı olan, son 4 yıldaki değişimdir: Erkeklerin yaklaşık 2 katı sayıda kadın iş piyasasından çekilmiştir: çalışmıyor; iş de aramıyor; ‘sadece evinin kadını’ oluyor! 
Türkiye‘de, köyde iş gücünde yer alan kadın, kentte yeterli eğitim ve mesleki beceriye sahip olmadığı için kent iş gücü piyasasına giremiyor. İş gücüne katılmayan 100 kadından 63’ü neden olarak ‘ev kadını’ olmalarını gösteriyor. Gelir azlığı nedeniyle çalışmak zorunda olanlar ise sosyal güvencesiz düşük statülü-gelirli işlerde istihdam ediliyor. Çalışan 6 milyona yakın kadının yarıya yakını kırsal kesimde, ücretsiz aile işçisidir. Yüzde 40’ı hizmetler sektöründe çalışıyor. Yüzde 15’i de imalat sanayinde iş bulmuştur.Kadın iş gücünün en çok istihdam edildiği hizmetler sektöründeki iş alanlarından bazıları özellikle ‘kadınlar için uygun alanlar’ olarak toplumsal kabul görüyor. İstihdamda yer alan kadınların yüzde 64’ü herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna kayıtlı olmaksızın çalışırken, bunların da yüzde 59’unu ücretsiz aile işçisi kadınlar oluşturuyor. Ücretli veya maaşlı çalışan kadınların yüzde 22’si, yevmiyeli kadınların yüzde 94,5’i, işveren kadınların yüzde 29’u, kendi hesabına çalışan kadınların yüzde 92’si herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna bağlı değil. Belli iş ve mesleklerin kadınlara uygun görülmemesi, görev dağılımında adil davranılmaması, ekonomik kriz dönemlerinde önce kadınların işten çıkarılması, özellikle kayıt dışı sektörde ücretlerin düşük tutulması gibi ayrımcılık örnekleriyle karşılaşan kadınlar, daha düşük statülü ve ücretli işlerde çalışmaya razı oluyor. Süreli ve geçici çalışma, sosyal güvencesizliği beraberinde getirirken, ev kadınlarına isteğe bağlı sigortalılık olanağı ise primlerin yüksekliği, prim ödemede eşe bağımlı olma ve yeterli bilgi sahibi olmama nedeniyle sınırlı kalıyor. Ev ve iş yaşamını uzlaştırma konusunda sorun yaşayan kadınlar, çalışma yaşamlarını kısa sürede bitiriyor ya da kariyerde yükselme doğrultusunda tüm potansiyelini ortaya koyamıyor. Çocuk, yaşlı ve hasta bakımı gibi yükümlülüklerle de baş etmek durumunda kalan kadın, kreş, gündüz bakımevi gibi sosyal destek kurumlarının da yeterli sayıda olmaması nedeniyle sıkıntı yaşıyor.

Yönetici kadın sayısı yüzde 6

Eğitim düzeyine göre iş gücüne katılım oranı, yüksek öğretim mezunu kadınlarda yüzde 70, lise altı eğitimlilerde ise yüzde 22 olarak gerçekleşiyor. Türkiye’deki öğretim elemanlarının yüzde 39’unu, profesörlerin, Doktor ve operatörlerin yüzde 29’unu, mimarların yüzde 37’sini, Avukatların ise yüzde 33’ünü kadınlar oluşturuyor. İlköğretimde çalışan kadın öğretmenlerin oranı yüzde 49, orta öğretimdeki kadın öğretmenlerin oranı yüzde 41 iken, okul müdürlerinin sadece yüzde 8,8’i, müdür yardımcılarının ise yüzde 11 kadın.

Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü’nün (KSGM) hazırladığı ‘‘Türkiye‘de Kadının Durumu’’ raporuna göre, Türk kadınının eğitim seviyesi son 10 yılda artış göstererek, yüzde 76,9 olan okuryazarlık oranı yüzde 80,4’e ulaştı. Ancak, Türkiye‘de okuryazar olmayanların yüzde 75,5’ini kadınlar oluşturuyor. Hâlâ 5 kadından biri, yani yaklaşık 5 milyon 732 bin kadın, okuma yazma bilmiyor.

Aile içi şiddet

Aile mahremiyetinin bir unsuru olarak görülerek gizlenen, bu sebeple de mücadele edilmesi ve önlenmesi güç bir olgu olarak ortaya çıkan aile içi şiddete, daha çok genç kadınlar maruz kalıyor. Şiddete uğrayan kadınların yüzde 15.2’si 12-16, yüzde 11.4’ü 17-20, yüzde 3.9’u 21-30, yüzde 5.2’si 31-40, yüzde 2.5’i 41-50, yüzde 1.3’ü ise 51-60 yaş arasında. Kadınlara yönelik şiddet eylemlerinin en belirgin nedeni, toplumda kabul gören genel ahlak ve namus anlayışı. Bu anlayışa uymadığı iddia edilen kadınlar, şiddetle cezalandırılıyor. Yaralama ve öldürme gibi ağır şiddet eylemleri toplumsallaştırılıyor, geleneksel ahlak ve namus anlayışıyla meşrulaştırılıyor. Eğitimi olmayan ya da ilkokul bitirmemiş kadınların yüzde 62’si, lise ve üzeri eğitim almış kadınların ise yüzde 8,8’i fiziksel şiddet için belirtilen nedenlerden birini haklı buluyor.
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile