Batılıların, ‘sermayeden yoksunluğu nedeniyle’ bağımsızlığını koruyamayacağını söylemişler idi
Mustafa Kemal, ekonomik büyümeyi toplumsal gönenci sağlamanın tek yolu olarak görüyordu. Bu nedenle üretime, özel olarak ta sanayi üretimine önem verdi ve ülke gerçeklerine uygun, tutarlı bir sanayileşme programı hazırlattı. Planlı kalkınma ve sanayileşmeye verdiği önemi gösteren pek çok açıklaması vardır. Bunlardan, 1 Kasım 1937’de Mec-lis’te yaptığı konuşma, sanayileşme anlayışını belki de en iyi özetleyen açıklamalardan biridir: "Sanayileşme, en büyük ulusal davalarımızdan biridir. Sanayi işlerinde ‘unsurları ülke içinde olan’, yani hammaddesi, işçisi, mühendisi ve yöneticisi Türk olan fabrikalar kurulmalıdır. Büyük ve küçük her türlü sanayi tesisine ülkemizde ihtiyaç vardır. İleri ve müreffeh Türkiye idealine erişmek için sanayileşmek bir zorunluluktur. Bu yolda Devlet öncüdür. Birinci beş yıllık planın öngördüğü fabrikaları tamamlamak ve ikinci beş yıllık planı hazırlamak gereklidir."Mali bağımlılığa yol açan dış borç ve ‘yardım’ kabul edilmeyecektir
1923-1938 arasındaki sanayileşme atılımı, bu anlayışa uygun olarak gerçekleştirildi. Sanayileşmede ‘devlet öncü olacak’ özel girişimcilik desteklenip geliştirilecek, ama her ikisi de kesinlikle milli nitelikte olacaktı. Bağımlılık doğuracak uluslararası ilişkilere izin verilmeyecek, ulusal bağımsızlık her alanda korunacaktır. Yabancı sermayeye yatırım izni verilecek, ancak yatırım koşulları Türk Devleti tarafından belirlenecektir. Mali bağımlılığa yol açan dış borç ve ‘yardım’ kabul edilmeyecektir. Dış ticaret, bankacılık, madenler, demiryolları millileştirilecektir. Ulusal pazar, yüksek gümrük tarifeleriyle koruma altına alınacaktır. Yerli üretim ve tüketime ağırlık verilecektir. Yeraltı zenginlikleri devlet ağırlıklı olmak üzere ulusal güçlerce işletilecektir. Faaliyet halindeki borsalar millileştirilecek ve yeni menkul değerler borsaları faaliyete geçirilecektir. Tekelciliğe izin verilmeyecek, kömür üretimi dış rekabetten korunacak, teknik orman işletmeciliğine geçilecek, ticaret ateşelikleri kurulacak, ekonomi öğrenimi yapan okullar açılacak, haberleşme hizmetleri modernleştirilerek yaygınlaştırılacaktır.
Atatürk’ün Teşvik yasası işe yaradı: 1921’de 76 bin 216 olan işçi sayısı, 1927 yılında yüzde 337 artışla 256 bin 855 oldu.
Sanayileşmeyi hızlandırmak ve ülke düzeyine yaymak için bir dizi girişimde bulunuldu. 28 Mart 1927’de, Sanayi Teşvik Kanunu, 8 Haziran 1929’da da Milli Sanayi Teşvik Kanunu çıkarıldı. Yerli sanayi ve ticareti koruyan yeni gümrük tarifeleri, 1 Ekim 1929’da uygulamaya sokuldu. İthalat vergisi yüzde 26’a çıkarıldı bu oran 1937’de yüzde 59’a yükseltildi. Tüketim mallarının ithalat içindeki payı düşürülürken, sanayi ve tarım makinelerinin oranı arttırıldı. 1927-1929 arasında 23 bin tonu bulan tekstil ithalatı 12 bin tona düşerken, makine ithalatı 9 bin tondan 21 bin tona çıkarıldı. Tekstildeki ithalat azalmasını yerli ürünlerle karşılamak için, ulusal üretimi destekleyen kararlar alındı. 1925 yılında çıkarılan 688 sayılı yasayla, kamu kaynaklarıyla işçi ve memurlara ücretsiz dağıtılan ayakkabı, kumaş, giysi ve donanım malzemelerinin, yerli ürünlerle karşılanması zorunluluğu getirildi. Korumacı önlemlerin olumlu etkisi, sonuç vermekte gecikmedi. Ulusal sermayeye dayanan yeni işyerleri, fabrikalar açıldı; işçi, usta ve mühendis sayıları arttı. 1923’le 1933 arasındaki 10 yılda 1087 fabrika açıldı. 1921’de 76 bin 216 olan işçi sayısı, 1927 yılında yüzde 337 artışla 256 855 oldu. 1927 Sanayi sayımına göre, Türkiye’de ‘motorlu ya da motorsuz’ büyük ya da küçük ‘sanayi işletmesi’ sayısı 65 bin 245’e ulaşmıştı. 1929 Dünya ekonomik bunalımından en az zararla kurtulması için sanayide devletçilik politikası yoğunlaştırıldı. Birinci beş yıllık planda madencilik, elektrik santralleri, ev yakıtları sanayii, toprak sanayii, gıda maddeleri sanayii, kimya sanayii, makina sanayii ve madencilik kollarında yatırımlar planlandı ve plan büyük oranda gerçekleştirildi. 1923 yılında, 3700 ton olan pamuklu dokuma 1932 yılında 9055 tona, 597 bin ton olan maden kömürü ise 1,593 milyon tona çıkarıldı. 1923’de hiç üretilemeyen şeker, 1927 yılında 5184 ton, 1932 yılında da 27549 ton üretildi. 1923’te 24 bin ton üretilen çimento, 1938’de 329 bin ton, hiç üretilmeyen kağıt 9 bin ton, hiç üretilmeyen cam 5 bin ton üretildi. Çimento 24 bin tondan 129 bin tona, kösele 1974 tondan 4105 tona, yünlü mensucat 400 tondan 1695 tona, ipekli dokuma 2 tondan 92 tona çıkarıldı.Sanayi ve ticaretteki canlanma firma sayısını da arttırdı.
1931 yılında ithalatın yüzde 100’ü ihracatla karşılanıyordu. 1931’den 1938’e dek 7 yıl ihracat fazlası elde edildi
1929 yılında Sanayi Teşvik Kanunu’ndan yararlanan firma sayısı 490 iken, bu sayı 1933 yılında 2317’ye çıktı. Elde edilen yerli üretimle, 1923’de ithal edilen kösele ve un 1932’de tümüyle içerde üretildi. Şeker dışalımı yüzde 37, deri dışalımı yüzde 90, çimento dışalımı yüzde 96.5, sabun dışalımı yüzde 96.5, kereste dışalımı yüzde 83.5 oranında azaldı. 1923 yılında, 145 milyon liralık ithalatı karşılık 85 milyonluk ihracat yapılıyor, ithalatın ancak yüzde 70’i ihracatla karşılanıyordu. 1926’da 235 milyon liralık ithalatın karşılık 186 milyon liralık ihracat yapılarak, ithalat ihracatta karşılama oranı yüzde 74’e yükseltildi. 1931 yılına gelindiğinde, ithalatın tümü, yani yüzde 100’ü ihracatla karşılanıyordu. 1931’den 1938’e dek 7 yıl ihracat fazlası elde edildi. Bu fazla, 1936’da 25 milyon lira oldu. Türkiye, son 200 yıllık tarihi içinde ilk kez dış ticaret fazlası veriyordu. Ekonomide, başlangıç koşulları gözönüne alındığında büyük boyutlu bir gelişme sağlanmıştı. Herşey, ‘yoktan varedilmişti.’ 1938’de Türkiye henüz bir sanayi ülkesi değildi ama, bu hedef için tutarlı ve geçerliliği olan bir kalkınma stratejisi oluşturulmuş, bu stratejiye uygun temel yatırımlar yapılarak hızlı bir gelişme sağlanmıştı. Gelişmedeki gerçek başarı; sayısal artışların ötesinde; ülke gerçeklerine uygun, bilimsel derinliği olan, özgün nitelikleriyle, uzun erimli bir sanayileşme programının ortaya çıkarılmış olmasıydı. Bu programda, Türkiye yatırım haritası, büyük bir ileri görüşlülükle hazırlanmış ve bugün Türkiye’nin en önemli sorunlarından olan bölgelerarası ekonomik farklılıklar ve bu farklılıkların ileride doğuracağı ‘iç göç’ hareketleri önlenmeye çalışılmıştı. Bu anlayışla, çok sınırlı olanaklara karşın İğdır, Nazilli, Malatya, Edirne, İsparta, Konya Ereğlisi, İzmit, Kayseri, Kastamonu, Keçiborlu, Kırıkkale, Uşak, Tosya, Maraş, Gemlik, Aksaray, Susurluk, Bünyan ve Kütahya gibi ülkenin değişik yörelerine sanayi tesisleri kuruldu. Batılıların, ‘sermayeden yoksunluğu nedeniyle’ bağımsızlığını koruyamayacağını söyledikleri Türkiye, onların hayret dolu bakışları altında, sivil havacılık alanında beklenmedik başarılar elde ediyor ve uçak yapıyordu.







Genç yıldız evlilik planları yaptığı Sinem Kobal'ın İngiltere'de
yaşamak istemesi, Liverpool un da diretmesiyle ayrılık kararı aldı.
Çocuklarının, internette güvenle gezmesini isteyen anne babalar; Google size kulak verdi
Google, güvenli arama özellikleri arttırıyor
Acıbadem Bursa Hastanesi Sanat Galerisi, Engin Güneysu'nun '200 Evler'
isimli fotoğraf sergisini ağırlıyor. Samsun'daki Romanların hayatlarını
konu alan seren sergi, Karadeniz bölgesindeki en geniş kapsamlı
sosyo-belgesel fotoğraf projesi olma özelliğini taşıyor. 